Prof. Dr. Yasin Çağatay, ‘Kanal İstanbul, iklim krizinin etkilerini artıracak’

(Hazal Ocak;20.08.2021, Cumhuriyet)

İklim krizinden etkilenen şehirlerin başında İstanbul geliyor. Kentteki beton yoğunluğu nefes almayı bile zorlaştırıyor. “Kent Ekosistemi ve Sürdürülebilir Yeşil Alanlar Tasarımı” konusunda çalışmalar yürüten İBB Park, Bahçe ve Yeşil Alanlar Daire Başkanı Prof. Dr. Yasin Çağatay ile Kanal İstanbul’un iklim krizine yaratacağı etkileri ve şehrin iklim kriziyle sınavını konuştuk. 

– İklim krizi İstanbul’u nasıl etkiliyor?

Bilim insanları, uzun zamandır iklim krizi konusunda bizleri uyarıyor. Biz de bu konuda uzman akademisyen ve profesyonellerle çalışıyoruz. Çünkü iklim krizinden etkilenen sadece bizler değiliz, hayvanlar ve bitkiler de en az bizim kadar etkileniyor. Yeşil alanlar ile ilgili kararlar verirken yaban hayatı ve biyoçeşitlilik gibi önemli konularda bilirkişiler ile çalışıyoruz. Su yönetimine önem veriyoruz. Yeni yeşil alanlarda daha az su tüketen, kurakçıl ve yerel türler tercih ediliyor. 60 milyon metrekare yeşil alanın sulanmasında, merkezi sulama sistemi gibi akıllı otomasyon sistemleri kullanmaya başlıyoruz. Aydınlatma ve enerji yönetimi adına bu akıllı otomasyon sistemine geçiş sağlayarak enerji tüketimini azaltmaya çalışıyoruz. Yeşil alan miktarını artırarak İstanbul’daki ısı adası etkisini azaltmaya çalışıyoruz.

KANAL İSTANBUL, FELAKETLERİ ARTIRACAK

– Kanal İstanbul şehri nasıl etkileyecek?

Ekosistemdeki tahribatın, yangın ve sel gibi afetlerin yaşanma olasılığını artırdığını söyleyebiliriz. Bugünlerde yaşadığımız üzücü olaylardan da bunu anlamak mümkün. Yeni proje hazırlarken iklim politikaları düşünülerek hareket edilmesi gerekiyor. İklim politikaları alanında ekosistem bütünlüğü büyük önem taşıyor.

Kanal İstanbul, su kaynaklarını kurutacak. Devasa bir hafriyata ve hafriyat atıklarıyla 38 kilometrelik bir kıyı alanının doldurulmasına neden olacak. Küçükçekmece Gölü’nü ortadan kaldıracak. Önemli içme suyu kaynaklarından Terkos’u tuzlandıracak. Sazlıdere ve her iki sulak alanın çevresindeki sazlıkları yok edecek. Hayvanların, kuşların yaşama ve konaklama alanlarını tahrip edecek. Çayır ve meraları yapılaştıracak. Denizlerdeki canlı yaşamını bitirecek. Bu proje, ekosistem bütünlüğü ilkesine aykırıdır. Dolayısıyla iklim krizini, beraberinde orman yangınları ve sel felaketlerini tetikleyeceği aşikârdır. 

NADİR TÜRLERİ BARINDIRAN FUNDALIKLAR TEHDİT ALTINDA

Kanal İstanbul, iki yakasında kurulacak olan yeni şehrin alanıyla birlikte 36 bin hektardan fazla alanı kapsıyor. Söz konusu bu alan, kentleşme baskısı altında zaten büyük zarar görmüş çok sayıda ekosisteme ev sahipliği yapıyor. Bu ekosistemler İstanbul’da kentleşme baskısı nedeniyle zaten oldukça zarar görmüş durumda. Bu halleriyle bile yüzlerce endemik türe ev sahipliği yapıyorlar. 

Projeyle yaklaşık üç bin hektarlık ormanın yok olacağı tahmin ediliyor. Ormanlar dışında bu bölgede kalan fundalıklar da yaban hayatı için çok büyük öneme sahip. Uluslararası so¨zles¸melerle korunan, nadir ve endemik tu¨rleri barındıran fundalıklara sahip u¨lkeler, elde kalan son o¨rnekleri korumak amacıyla katı politikalar gelis¸tirmis¸tir. Tu¨rkiye’nin de taraf oldugˆu Bern So¨zles¸mesi fundalıklarda insan faaliyetlerini kısıtlayan katı hu¨ku¨mler ic¸erir. Tu¨rkiye’de bulunan fundalıkların en genis¸ o¨rnekleri, I·stanbul’un kuzey bölgelerinde yer alıyor ve ormanlar kadar önemli bir yeşil alan vasfına sahipler.

İSTANBUL’UN ‘ISI ADASI’ DAHA DA BÜYÜYECEK

– Isı adası nedir? Kanal İstanbul’un şehre bu konuda etkisi ne olacak?

Yapılaşmanın arttığı ve yeşil alanların azaldığı kentsel alanlar, kırsal alanlara göre daha fazla ısınırlar. Binalar, asfalt yollar, çatılar, güneş ışığını yeşil ya da mavi alanlar gibi yansıtamaz ve bünyelerinde depolar. Bu cisimler depoladıkları enerjiyi yaymaya başladığındaysa kentin sıcaklığını etkiler. Ayrıca yüksek katlı yapılar, hâkim rüzgârı da engelleyerek bölgesel ısınma etkisini artırır. Bunlara ek olarak ulaşım, ısınma, soğutma vb. nedenlerle artan kirleticiler de yere yakın seviyelerde bir nevi sera etkisi yaratır. Bütün bunlar birleştiğinde şehir üzerinde yoğun ısı barındıran bir alan oluşur. Buna da ısı adası denir.

Kanal İstanbul özelinde baktığımzda ise yapılaşmanın artması ve beraberinde yeşil alanların azalmasıyla bir “ısı adası” nın ortaya çıkması kaçınılmaz. Isı adası’yla birlikte artan sıcaklıklar da elbette ki yangın risklerini artıran bir diğer faktör olarak karşımıza çıkıyor. 

HEDEF, HERKESE DOKUZ METREKARE

– İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan miktarı yeterli mi?

Kişi başına düşen yeşil alan miktarının, parklar, rekreasyon alanları, mesire alanları ve tabiat parklarının tamamı hesaplandığında 7.55 metrekare olduğu görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü, bunun en az dokuz metrekare olması gerektiğini belirtiyor. Geride kalan iki yıl süresince kişi başına düşen yeşil alan miktarını 0.5 metrekare kadar yükselttik. Dere çevrelerinde yürüttüğümüz vadi projelerini tamamlayarak hedefimiz olan dokuz metrekareye ulaşacağımızı öngörüyoruz. İstanbul’daki yeşil alan varlığının en büyük problemlerinden biri homojen bir dağılım göstermiyor olması. Bazı ilçelerde bu miktar bir metrekare bile değil.

MÜLKİYET SORUNU YEŞİL ALANA ENGEL

– İstanbul’un yeşil alanları açısından sizce en büyük sorunu ne?

Yoğun ve düzensiz yapılaşma ve yeşil alana dönüştürülebilecek alanların bulunamaması. Ayrıca imar planlarında park alanı olarak fonksiyonlandırılmış fakat mülkiyet problemi bulunan alanlar, yeşil alana dönüştürülemiyor. Kentin büyüklüğü ve yetki alanları göz önüne alındığında, İstanbul için tüm kurumlar ile beraber çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyor ve ilişkilerimizi bu şekilde kuruyoruz. Kente bu boyuttaki müdahalelere karar verme süreçleri, disiplinler arası çalışmalar aracılığı ve doğru bilgilendirmelerle yürütülmelidir. Böylece kent için en doğru kararları alabiliriz.

Kaynak: Cumhuriyet